Başkandan

EKONOMİK KRİZLERİN İLACI:

İNSAN MERKEZLİ MEDENİYET ANLAYIŞI

 

Yaşadığımız son yıllara damga vuran ve tüm dünyanın ana konusu olmaya devam eden küresel ekonomik kriz, ülkemizi de ciddi şekilde etkilemektedir. Küresel enflasyonist ortam Türkiye’de üç haneli rakamlara yaklaşan bir enflasyon gerçeğiyle yüz yüze gelmemize neden olmuştur. Küresel gelir paylaşımının, güçlünün adaleti üzerinden ilerlemesi, pandemi yıllarında gelir dağılımı adaletsizliğini daha da büyütmüş, yoksul ve yoksun geniş kitleler üzerinde daha büyük hasarlar oluşturmuştur.

Doğa ve emek sömürüsü üzerinde yüzlerce yıldır iktidarını sürdüren kapitalist kültürün, bu kültürün temsilcileri olan batı toplumları da dahil olmak üzere tüm dünyayı pervasızca sosyal ve ekonomik bir çöküşe sürüklediğini, son yıllarda yaşadığımız olaylar çarpıcı şekilde gözler önüne sermiştir. 

Egemenlerin genel karakteristiği olarak öne çıkan gelir dağılımı adaletsizliğinin, geldiğimiz noktada, sosyal ve ekonomik krizlerin ana nedeni olduğu daha net görülmüştür. Gelir dağılımı adaletsizliği artık sadece yoksul kesimleri etkileyen bir sorun olmaktan çıkmış, kapitalist kültürün sömürü sisteminin içe çöküşünü hızlandıran bir sorun haline evrilmiştir. Sömürü düzenlerini sürdürmek amacıyla insanlığa vaat ettiği ilerleme, gelişme, üretim ve refah gibi ideallerin inandırıcılığını kaybettiği bir noktada, tüketime dayalı yeni, daha yıkıcı ve kuşatıcı bir sömürü kültürüne geçen batı kapitalizmi, uyguladığı stratejilerle insanlığı, buhran ve krizler dünyasına mahkum etmiştir.

Üretimin ve emeğin değerinin anlamını yitirdiği, teknolojinin her türlü değeri ve insan onurunu yok sayan kapitalist kültürün elinde dijital ve sanal bir sömürü aracına dönüştüğü buhran ve krizler çağında, insanlık, kaybettiği umuduna ve insan onurunu merkeze alan anlam dünyasına susamış bir durumdadır.

Dünyanın bu genel tablosu içinde Türkiye ekonomik krizin başta işçi kesimi olmak üzere, sabit ve dar gelirli kesimler üzerindeki olumsuz etkilerini kırmak için bir takım önlemler almıştır. Ancak alınan önlemler kısa sürede ekonomik kriz karşısında etkisini kaybetmektedir. Çünkü, bugün yaşadığımız ekonomik sorunların temel nedenleri, Cumhuriyet tarihimizde sıkça karşılaştığımız krizlerin ve ekonomik adaletsizliklerde de olduğu gibi sistemsel ve kültüreldir. Kapitalist kültür, her türlü değeri, inancı, dayanışma ve paylaşma gibi geleneksel davranış biçimlerini sömürü düzenleri için risk görmekte ve akıl dışı ilan etmekte, bireyselleşme, rekabet, güçlenme, büyüme gibi yapaylıkları akılcılık ve gerçeklik olarak yansıtmaktadır. Sömürü düzenini eşyanın yani nesnelerin değer gördüğü, insana ihtiyaç olmayacak bir makineleşme ve robotlaşma evrenini hedefleyen bir dünya anlayışı üzerine kuran kapitalist kültürün enstrümanlarını kullanarak, adaletin ve insan onurunun korunması mümkün değildir.

Kadim medeniyet söylemimiz olan “insanı yaşat ki devlet yaşasın, insanı yücelt ki devlet yücelsin” anlayışı, kapitalist kültürün ülkemiz de dahil olmak üzere tüm dünyada yaşattığı değer erozyonunu önleyecek tek yoldur.  İnsanı merkeze alan bir modernleşme ve gelişme yolunda siyasal ve toplumsal bir irade ortaya koymamız gerekmektedir. Ekonomik ve sosyal sistemimizi bu temelde milli bir karaktere kavuşturmak, emek, üretim, dayanışma, paylaşma gibi kadim değerlerimizi adalet, hakkaniyet ve güven temelinde günümüz koşullarında yeniden inşa ederek, dünyaya model olacak bir kültürel zenginliği gün yüzüne çıkarmak tarihi sorumluluğumuzdur.

Emeğe, üretime, modernleşme ve teknolojik gelişmeye insan merkezli yaklaşım, savaşın değil, barışın dünyasını, sömürünün değil, adil paylaşımın dünyasını, bireyselliğin değil, dayanışmacı toplumun dünyasını, makineleşmenin ve eşyanın değil, insana ve doğaya saygının dünyasını temsil etmektedir.

Türkiye’yi yönetenler ve gelecekte yönetmeye talip olanlar bilmelidir ki, kapitalist kültür karşında insanı merkeze alan kadim medeniyet ilkelerimizi yeniden inşa etmek bir tercih değil, kaçınılmaz nitelikte tarihi bir sorumluluktur.

Yüzüncü yaşına yaklaşan Cumhuriyetimizin son yıllarda karşı karşıya kaldığı küresel saldırıların, milletimizin umudunu kırmaya, birliğini bozmaya ve bu şekilde medeniyet değerlerimize olan bağlılığımızı ve sorumluluk duygularımızı zayıflatmaya yönelik hamleler olduğundan zerre miktar kuşku duymuyoruz.

Son yıllarda milli üretim adına atılan adımların, bugünün ve yakın geleceğimizin milli ekonomisine ve toplumsal refaha, dolayısıyla ekonomik bağımsızlık hedeflerimize sağlayacağı katkıları çok değerli görüyor ve destekliyoruz. Özellikle savunma sanayimizde üreten ve ter döken işçiler olarak savunma alanında ulaştığımız milli üretim düzeyinden büyük gurur ve onur duyuyoruz. Çünkü her zaman söylediğimiz gibi Türk Harb-İş Sendikası olarak bütün emeğimiz ve mücadelemiz; ekonomisiyle, üretimiyle bağımsız ve güçlü bir devlete sahip olmak ve böyle bir devletin çatısı altında, adalet ve güvene dayalı bir toplumun üyeleri olarak huzur ve refah içinde yaşamak içindir.

                                                                                                                                                                                                                        Alaattin SOYDAN

                                                                                                                                                                                                                  Türk Harb-İş Sendikası

                                                                                                                                                                                                                           Genel Başkanı