Başkandan

SÖMÜRÜ DÜZENLERİ ÇÖKÜYOR İNSANI YÜCELTEN DÜZENLER YÜKSELİYOR

Ülkemiz ve insanlık alemi olağanüstü bir dönemden geçiyor. Küresel bir salgın karşısında insanlar yaşam savaşı, sistemler ayakta kalma mücadelesi veriyor. Özellikle gelişmiş ülkeler başta olmak üzere, dünyanın koronavirüsle sınavı ibret verici bir boyutta seyrediyor. Yıkılmaz zannedilen kalelerden çaresizliğin resmi yansıyor. Başta emek olmak üzere her türlü beşeri ve doğal kaynakları sömüren kapitalist sistemler iflasın eşiğine gelmiş, insanlarını virüs karşısında adeta ölüme terk etmek durumunda kalıyor. Kader, adaletsizliği üretenleri ve bunlara sessiz kalan insanlığı yapıp ettiklerinin sonuçlarıyla karşılaştırıyor. Kendini insan haklarının merkezi, bir değerler birliği gibi pazarlayan Avrupa’nın ipliğini küçük bir virüs pazara çıkardı. Kurdukları birliğin de, insan hayatına verdikleri değerin de sahte olduğu ortaya çıktı.

İnsanlığın Koronavirüsle imtihanında Türkiye ise Allah’a hamd olsun göğsümüzü kabartan bir sınav veriyor. Bin yıllık medeniyet mirasımız olan “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” ruhuna sadakatimizin ne kadar değerli bir hazine olduğuna millet olarak bir kez daha şahit oluyoruz.

Devletimizin insanımıza sunduğu sağlık hizmeti imkanlarıyla, mali imkanları Türkiye’den kat be kat büyük olan ülkelerden çok daha güçlü olduğunu gururla müşahede ediyoruz. Sömürü sistemlerini büyütenler, ağır bedeller öderken, insana hizmeti büyüten anlayışın kendi insanına yetiştiği gibi dünyadan gelen yardım çağrılarına da cevap verecek bir dirayetle ayakta kaldığını görmek gerçekten göğsümüzü kabartıyor.

Her zor dönemde olduğu gibi Koronavirüsle insan sağlığında, ekonomik ve sosyal hayatta yaşanacak her türlü zorluğu milli birlik ve dayanışma ülküsüyle karşılıyoruz. Bütün üretim alanları tıbbi malzeme üreterek mücadeleye destek veriyor. Bunların başında da Milli Savunma işyerlerimiz geliyor. Sağlık çalışanlarımız başta olmak üzere milletimizin maske ve koruyucu kıyafet ihtiyacını karşılamak için savunma işçilerimiz var güçleriyle çalışıyor. En gelişmiş ülkeleri bile insanına ilaç ve solunum cihazı yetiştiremez hale düşüren Koronavirüs, bize ise adeta milli ve yerli üretim gücümüzün ne kadar değerli ve hayati olduğunu öğretiyor.

Bundan birkaç ay önce yayınladığımız dergi başyazımda Türkiye’nin hür bir ülke olarak ayakta kalabilmesinin milli ve yerli üretim gücümüze bağlı olduğunu dile getirmiştim. Her ülkenin kendi derdine düştüğü, dışardan gelen yardım çığlıklarına kulak tıkadığı bu tarihi insanlık sınavı karşısında, Türkiye yerli ve milli üretim gücüyle dimdik ayakta durabildiğini gördü.

Çok şükür, zor günlerde, zor dönemlerde bir olmasını bilen, tehditler karşısında kurşundan bir dağ gibi durabilen bir milletiz. Bundan sonrası için atmamız gereken en önemli adım ise, bu yüksek ruhu, belaları def ettiğimiz ferah günlerde de hayatın merkezine taşımak olacaktır. Türkiye, medeniyet coğrafyasında, beşeri ve doğal zenginliklerini, miras aldığı medeniyet değerlerini temsil eden bir üretim anlayışı ve adil bir çalışma ahlakıyla insanına ve insanlığın hizmetine sunabilecek bir güce erişmelidir. 

Batılın bütün çürümüşlüğüyle çöküşe geçtiği dünya tablosunda, insanlığın nasıl bir yaşam sürmesi gerektiğine bir virüsün veya virüsü kullanan yeni batıl tasarımların karar vermemesi için, zamanın ruhu adeta Türkiye’yi tarihi misyonunu yerine getirmeye davet etmektedir. Tıpkı 100 yıl önceki gibi. Hürriyeti için yoksunluğuna rağmen imanıyla kuşanıp cepheye koşan necip milletimizin başlattığı milli mücadele ve ardından nasip olan zafer, dünya ölçeğinde esir milletlerin hürriyet mücadelesine ilham olmuştu. Bugün de kapitalist sömürü düzeninin insan hayatı ve hürriyetini sayısız küresel riskle tehdit ettiği batıl düzene dur diyecek, insanlık değerlerini temsil ederek insanlığa yeniden ilham olacak lider bir Türkiye’ye ihtiyaç var.

Türkiye; adaletle hükmeden bir devlet anlayışıyla ve alın terini, emeğini kazançtan çok mesuliyet ve ibadet duygusuyla ortaya koyan bir millet ahlakıyla medeniyet ufkuna yürümeli, insanlığa çaresiz olmadığını göstermelidir.

Unutmamalıyız ki, bizi biz yapan, bizi millet yapan değerler rengini, insanı eşrefi mahlûk hedefine taşıyacak olan adalet gibi, hayata ve emeğe hürmet gibi, çalışmak gibi, paylaşmak gibi insanlığı yaşatan, hayatı mamur eden değerlerden almaktadır. Şayet kendimizi, her işini hikmetle yapan, her soruna hikmetle çözüm arayan bir medeniyetin mirasçıları olarak görüyorsak, tabandan tavana hepimiz, ihtiyacımız olan, adalet ve ahlak deryasının suladığı hayat düzenine ulaşmak için gayret göstermeliyiz.

Bu nedenle; Koronavirüs günlerinde sergilediğimiz milli dayanışma iklimini gündelik hayatımızın değişmez ilkesi olarak sürdürmeyi başarabilmeli ve hiçbir ferdimizin kendisini bir an olsun yalnız ve çaresiz hissetmesine müsaade etmeyecek bir toplum duyarlılığının derinlere kök salmasını sağlamalıyız. Bu noktada, devletimiz, salgınla mücadelenin oluşturduğu maddi manevi her türlü faturanın, tabana adil şekilde dağılmasını gözetmeli, hiçbir insanımızın iş, aş kaygısıyla umudunu kaybetmesine fırsat verilmemeli, milli birliğimize ve umudumuza ve gelecek ideallerimize zarar verecek zaafların üremesine zamanında ve yerinde alacağı kararlarla engel olmalıdır.

Koronavirüs tedbirleri kapsamında çalışma hayatına dönük kararlar alan devletimiz, bu kararları mutlaka adalet ve hakkaniyet terazisinde denetlemeli, ücretsiz izin, kısa çalışma ödeneği, esnek çalışma usulleri gibi tedbirlerin adaletsizlik doğurmasına, bir istismar aracı haline dönüşmesine, salgının faturasının çalışanlara kesilmesine fırsat vermemelidir.

Sayın Cumhurbaşkanımızın ifade ettiği gibi yarın dünyada hiçbir şey eskisi gibi olmayacaksa, yarına dair en hayırlı gelecek için devletimiz biran evvel konum almalıdır. Yarının adalet üzere yükselecek dünyasına liderlik hedefine, önce toplumsal düzeyde, ekonomi ve üretim hayatında ve devlet yönetiminde adalet üzere olan bir Türkiye’yi inşa ederek yol almalıdır.

Devletimizde; fikri ve fiili yapısını, batının çürümüş sistemlerinden arındırarak, medeniyet ışığımızın aydınlığında, toplumu maddi ve manevi bütün unsurlarıyla kollayıp gözetecek, kültürel, sosyal ve ekonomik hayatı adalet temelinde ihya edecek bir iradeyi ve kudreti yerleştirmeliyiz.

Sağlık Bakanımızın Koronavirüs mücadele “Sorun küresel, mücadele ulusal” şeklinde tanımladığı gibi, Türkiye de; tarımdan sanayiye, sağlıktan eğitime, kültür politikalarından sosyal politikalara hukuktan ekonomiye her alanda dönüşümünü “Üretim sistemlerimiz ulusal, ürünlerimiz küresel”  ilkesiyle gerçekleştirmelidir.

Bu tarihi adımları attığımızda inanıyorum ki, Yüce Allah bu aziz millete, “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” ülküsüyle insanlığın kurtuluşuna vesile olmayı nasip edecektir.

Bereket ve mağfiret ayı Ramazan-ı Şerifi ve emeğin küresel sömürü düzenine karşı mücadelesinin simge günlerinden olan 1 Mayıs’ı, tedbir sorumluluğuyla kısıtlanmış biçimde, biraz buruk, biraz özlem içinde, ama her zaman zirvede olan umudumuzla geçiriyoruz.  Umudumuzun ve mücadele azmimizin, bizleri taşıyacağı insan onuruna yaraşır aydınlık günlere kavuşma dileğiyle, başta Türk Harb-İş üyelerimiz olmak üzere, milletimizin, İslam aleminin Ramazan Bayramını yürekten kutluyorum.